Bu gece gündeme bomba gibi düştü bu haber. Fabi Capello, 'Terry Meselesi' için İngiltere Futbol Federasyonu Başkanı David Bernstein ile yaptığı görüşme sonrası istifa etti. Terry gibi hayatı skandallarla geçen bir oyuncuyu bu kadar savunması yeterince enteresandı, bu konu sonrasında istifanın gelmesi daha da enteresandı. Büyük ihtimalle Terry konusu , işin tuzu biberi olmuştur. David Bernstein'ın amacı Capello'yu göndermekmiydi bilemem. Ama bu istifanın, İngiltere'nin önünü açacağı konusunda ümitlerim var. Zira, 2008'den beri Capello'nun neden İngiltere teknik direktörlüğüne getirildiğini düşünür dururdum. En basitinden, mantalite farkı çok büyük. İtalyan bir teknik direktörün İngiltere Mill Takımı başına geçmesi için, İtalyan futbolundan gerektiği kadar arınmış olması lazım bana göre. Bir milli takım, kendi liginin futbol tarzını yansıtır genellikle. İngiltere Milli Takımı da yansıtıyordu, ta ki Capello gelene kadar. Belki çok başarılı değildi turnuvalarda İngiltere. Ancak oynadığı futboldan keyif alırdım, İngiliz futbolunu görürdüm o Beckham'lı, Owen'lı çılgın takımda. Nefes almadan izlediğim maçları olmuştur zamanında.Ama Capello'nun gelişiyle bütün bu büyü uçtu gitti sanki.
2010 Dünya Kupası elemelerinde dokuz galibiyet ve bir mağlubiyet almıştı sadece İngiltere. Sağlamdılar, ancak keyif vermiyorlardı. Bu etkileyici eleme performansına rağmen kaç kişi İngiltere'yi favoriler arasında gösteriyordu? çok az. Bunun nedenlerinden biri de bariz Capello'ydu. Şansımıza Türkiye'de yayınlanıyordu ara sıra İngiltere'nin eleme veya hazırlık maçları. Ekran başında uyuduğumu hatırlıyorum bir Ukrayna maçında.Ardından gittikleri Dünya Kupası'nda güç bela çıktıkları gruptan sonra karşılarına makine düzeninde işleyen Almanya geldi. Lampard'ın sayılmayan golü maça damgasını vurdu ancak, o gol olsa bile İngiltere o turu geçebilir miydi? çok zor. Bunun başlıca nedeni İngiltere futbolu ve Capello arasındaki her an faaliyete geçme olasılığı yüksek 'doku uyuşmazlığı'ydı. İngiltere'nin o dinamik, yüksek tempolu futbolu, Capello'nun 'İtalyan İşi' futboluyla harman olamamıştı. Bolca da eleştiri aldı Capello turnuva sonrası. Ama Federasyon, devam etme kararı aldı İtalyan teknik direktörle. EURO 2012'ye de pek zorlanmadan katıldılar, ama yine de, kimse İngiltere'nin turnuvada başarılı olacağını düşünmüyordu. 'Terry Meselesi' bana göre İngiltere için umut ışığı niteliğinde oldu. Capello'nun gidişinin ardından yerine iyi bir İngiliz teknik direktörün gelmesi, özlediğimiz İngiltere'yi görmemiz için ilk adım olacaktır. An itibariyle Harry Redknapp ismi konuşulmaya başlandı bile. Gelirse yerinde bir hamle olur. Ama daha nice adaylar ön plana çıkacaktır. Bekleyip göreceğiz.
8 Şubat 2012 Çarşamba
5 Şubat 2012 Pazar
Futbol vasat, galibiyet önemli..
Maç öncesi, bu maçın o kadar da tempolu ve pozisyonlu geçmeyeceğini düşünenlerden biriydim. Çünkü Beşiktaş'ın yaratıcı tüm oyuncuları sakat veya cezalıydı neredeyse. Fenerbahçe'nin de vasat oyunu ve Stoch-Alex ikilisinin ayağına bakması, maçın fazla da bir şey vaad etmediğini gösteriyordu. Böyle geldi iki takım Şükrü Saraçoğlu stadına.Beşiktaş'ın ilk 11'i, mevcut eksikleri göz önünde bulundurursak iyi gibiydi.Kafamda iki soru işareti vardı; birincisi, Ersan'ın sakatlıktan yeni çıkmış olmasına rağmen ilk 11 başlaması ve başladığı yerin fransız olduğu sol bek olması.. İkincisi ise İbrahim Toraman yerine Necip'in oynamasının daha iyi olduğunu düşünmemdi. Fenerbahçe'de ise sakatlık sıkıntıları bulunan Emre ve Gökhan'ın ilk 11 başlaması ve yeni transfer Sow'un ilk 11 başlaması bana göre yanlış bir karardı. Ayrıca Beşiktaş taraftarının maça alınması önemli bir adımdı. Bu olaylar ve seçimler eşliğinde maç başladı.
Maça baskılı başlayan ve topla daha çok oynayan takım Fenerbahçe'ydi. Beşiktaş işin savunma yönüne ağırlık veriyordu ve bu savunmanın ardından yapılacak hücum denemeleri şüphesiz kontrataklar olacaktı. Nitekim aynen de öyle oldu; Beşiktaş iki tane ciddi kontratak yakaladı Holosko ile.. Ancak Slovak oyuncu paslarda başarısız olunca skor tabelası değişmedi. Beşiktaş iyi bir deplasman oyunu oynasa da, hücumunu iyi yaptığı ama savunması konusunda ciddi sıkıntılar yaşadığı duran toptan golü yedi dakika 14'te Yobo'nun ayağından. Alex'in ortasında arka direkte topa dokunan Yobo, skor tabelasını değiştiren isim oldu : 1-0. Şüphesiz ki böyle bir gol yiyeceği düşüncesi yoktu Beşiktaş tarafında. Ancak adam paylaşımı konusunda sıkıntı yaşaması pahalıya mal oldu Siyah-Beyazlılar için. Son haftaların ve hatta sezonun parlayan isimlerinden Stoch'un, Tanju'nun kanadını duman etmesi pek iyi işaretler değildi Beşiktaş adına. Özellikle ilk yarım saat , Dünya'daki hiçbir insan Tanju'nun yerinde olmak istemezdi. Fenerbahçe topu iyi çeviriyordu ve bir ara topla oynama oranının ' Fenerbahçe %70-%30 Beşiktaş' olarak gördüm.Bu eksiklerle çok iyi bir hücum performansı beklemiyordum Beşiktaş'tan. Ama bu kadar da kötü olmasını beklemiyordum. İlk yarı konusunda Fenerbahçe ilk 11'i konusunda söylediklerimden ikisi gerçekleşti; Gökhan oyuna devam edemedi ve Sow etkisizdi. Daha ilk maçında bir derbiye çıkması ona pek yaramadı. Ayrıca Toraman, Alex'i iyi durdurmuştu. Bir de ilk yarıda Yobo-Pektemek arasında bir pozisyon yaşandı dakika 43'te ceza sahasında. Bana göre penaltıydı, verilebilirdi.
İlk yarının rengini çok açık bir renk olarak düşünürsek, ikinci yarının rengi ise bir o kadar koyuydu. İbre tam tersine dönmüştü ve topa sahip olup iyi pas yapan taraf Beşiktaş'tı. Ancak pası nerede yaptığın da oldukça önemliydi. Kartal'daki önemli eksikler, topun ceza sahasının içinde ve tehlikeli bölgelerde kullanılmasını çok zor kılıyordu. İyi top çeviriyordu Beşiktaş, ama herhangi bir negatif etkisi yoktu Fenerbahçe defansı için. Emre'nin de maça devam edemeyip yerini Selçuk'a bırakmasıyla Fenerbahçe konusundaki düşüncelerim gerçekleşti. Aykut Kocaman bir kumar oynadı ve bahsi kaybetti. İki değişiklik hakkını zorunlu bir biçimde kullanmış oldu böylece. Sow'un etkisiz oyunu devam ederken, Stoch da ilk yarıya nazaran zorlayamıyordu fazla Tanju'yu. Beşiktaş, topa sahip olmanın meyvesini, etkisiz Pektemek'in ara pasında Ernst'in kaleciyle karşı karşıya kalmasıyla aldı. Ancak Ernst kötü bir vuruşla takımını olası bir beraberlik golünden etti. Maçın birinci kırılma anı buydu. İkinci kırılma anı ise kornerden dönen topa, Ernst'in gelişine vuruşu ve bu vuruşun direkten dışarı gitmesiydi. Bu pozisyonlardan biri gol olsaydı, maç çok farklı noktalara gelebilirdi. Ancak Fenerbahçe bu iki pozisyonun dışında maçın sonuna kadar başka önemli bir pozisyon vermeyerek istediğini aldı diyebiliriz. 90+2'de futbol okullarında örnek olarak gösterilecek bir golle iki farkı yakaladı Fenerbahçe. Stoch'un topu enlemesine sürüp harika bir ara pasla topu Caner'le buluşturması, Caner'in bekletmeden topu penaltı noktasındaki Sow'a çıkarması ve Senegalli golcünün ilk golünü atması..
Fenerbahçe, lider Galatasaray'ın kazandığı haftada önemli bir galibiyet alarak puan farkının açılmasını engelledi. Ancak Beşiktaş için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. Üç haftadır mağlup olan ve bu maçlar süresince tek bir gol dahi atamayan Siyah-Beyazlı ekip, liderin dokuz puan gerisinde bulunuyor. Ayrıca bu maçla birlikte ilk dörtteki yeri de tehlikeye girmeye başladı. Maç başlamadan önce Beşiktaş hakkındaki düşüncelerimde yanıldım. Ersan fazla sırıtmadı ve görevini yerine getirdi, aynı şekilde Toraman da.. Alex'i iyi marke etti ki zaten Toraman'ın en iyi yaptığı iş markajdır. Ancak pozisyon üretimindeki kısırlık, gol yollarında sıkıntı yaşamalarına neden oldu. Bu sıkıntıyı da üç haftadır yaşıyorlar. Tamam eksikler var, ancak bu kadar etkilememeli.Daha üretken olması lazımdı Beşiktaş'ın.
Fenerbahçe ise bu maçta Stoch-Alex ikilisinin yanında iyi bir savunmayı ekleyince maçı kazanmasını bildi. Ancak kötü oyun devam ediyor. Sarı-Lacivertlilerin iyi oynadığını hala söyleyemeyiz. Kadıköy'de bir şekilde kazanmaya devam etseler de, deplasmanlarda aynı şeyin olacağını pek sanmıyorum. Zira son 10 deplasman maçından sadece ikisini kazanmaları bu durumu net bir şekilde özetliyor. Fenerbahçe yavaş oynuyor, bireysel yeteneklerle ayakta kalmaya çalışıyor ve yenik duruma düştüğü anlarda ciddi sıkıntılar yaşıyor. Son maçlarda izlediğim tek sağlam Fenerbahçe, bu maçtaki Fenerbahçe'ydi. Form grafiği yükselmezse, puan farkı açılabilir. Ayrıca, bu maçta doğal olarak etkisiz kalan Sow'un yine de golünü atması büyük avantaj.. Moralini üst seviyelere çıkaracaktır bu gol Senegalli golcünün.
Maçın Adamı: Serdar-Yobo
Maçın Kırılma Anı: Ernst'in pozisyonları
Maça baskılı başlayan ve topla daha çok oynayan takım Fenerbahçe'ydi. Beşiktaş işin savunma yönüne ağırlık veriyordu ve bu savunmanın ardından yapılacak hücum denemeleri şüphesiz kontrataklar olacaktı. Nitekim aynen de öyle oldu; Beşiktaş iki tane ciddi kontratak yakaladı Holosko ile.. Ancak Slovak oyuncu paslarda başarısız olunca skor tabelası değişmedi. Beşiktaş iyi bir deplasman oyunu oynasa da, hücumunu iyi yaptığı ama savunması konusunda ciddi sıkıntılar yaşadığı duran toptan golü yedi dakika 14'te Yobo'nun ayağından. Alex'in ortasında arka direkte topa dokunan Yobo, skor tabelasını değiştiren isim oldu : 1-0. Şüphesiz ki böyle bir gol yiyeceği düşüncesi yoktu Beşiktaş tarafında. Ancak adam paylaşımı konusunda sıkıntı yaşaması pahalıya mal oldu Siyah-Beyazlılar için. Son haftaların ve hatta sezonun parlayan isimlerinden Stoch'un, Tanju'nun kanadını duman etmesi pek iyi işaretler değildi Beşiktaş adına. Özellikle ilk yarım saat , Dünya'daki hiçbir insan Tanju'nun yerinde olmak istemezdi. Fenerbahçe topu iyi çeviriyordu ve bir ara topla oynama oranının ' Fenerbahçe %70-%30 Beşiktaş' olarak gördüm.Bu eksiklerle çok iyi bir hücum performansı beklemiyordum Beşiktaş'tan. Ama bu kadar da kötü olmasını beklemiyordum. İlk yarı konusunda Fenerbahçe ilk 11'i konusunda söylediklerimden ikisi gerçekleşti; Gökhan oyuna devam edemedi ve Sow etkisizdi. Daha ilk maçında bir derbiye çıkması ona pek yaramadı. Ayrıca Toraman, Alex'i iyi durdurmuştu. Bir de ilk yarıda Yobo-Pektemek arasında bir pozisyon yaşandı dakika 43'te ceza sahasında. Bana göre penaltıydı, verilebilirdi.
İlk yarının rengini çok açık bir renk olarak düşünürsek, ikinci yarının rengi ise bir o kadar koyuydu. İbre tam tersine dönmüştü ve topa sahip olup iyi pas yapan taraf Beşiktaş'tı. Ancak pası nerede yaptığın da oldukça önemliydi. Kartal'daki önemli eksikler, topun ceza sahasının içinde ve tehlikeli bölgelerde kullanılmasını çok zor kılıyordu. İyi top çeviriyordu Beşiktaş, ama herhangi bir negatif etkisi yoktu Fenerbahçe defansı için. Emre'nin de maça devam edemeyip yerini Selçuk'a bırakmasıyla Fenerbahçe konusundaki düşüncelerim gerçekleşti. Aykut Kocaman bir kumar oynadı ve bahsi kaybetti. İki değişiklik hakkını zorunlu bir biçimde kullanmış oldu böylece. Sow'un etkisiz oyunu devam ederken, Stoch da ilk yarıya nazaran zorlayamıyordu fazla Tanju'yu. Beşiktaş, topa sahip olmanın meyvesini, etkisiz Pektemek'in ara pasında Ernst'in kaleciyle karşı karşıya kalmasıyla aldı. Ancak Ernst kötü bir vuruşla takımını olası bir beraberlik golünden etti. Maçın birinci kırılma anı buydu. İkinci kırılma anı ise kornerden dönen topa, Ernst'in gelişine vuruşu ve bu vuruşun direkten dışarı gitmesiydi. Bu pozisyonlardan biri gol olsaydı, maç çok farklı noktalara gelebilirdi. Ancak Fenerbahçe bu iki pozisyonun dışında maçın sonuna kadar başka önemli bir pozisyon vermeyerek istediğini aldı diyebiliriz. 90+2'de futbol okullarında örnek olarak gösterilecek bir golle iki farkı yakaladı Fenerbahçe. Stoch'un topu enlemesine sürüp harika bir ara pasla topu Caner'le buluşturması, Caner'in bekletmeden topu penaltı noktasındaki Sow'a çıkarması ve Senegalli golcünün ilk golünü atması..
Fenerbahçe, lider Galatasaray'ın kazandığı haftada önemli bir galibiyet alarak puan farkının açılmasını engelledi. Ancak Beşiktaş için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. Üç haftadır mağlup olan ve bu maçlar süresince tek bir gol dahi atamayan Siyah-Beyazlı ekip, liderin dokuz puan gerisinde bulunuyor. Ayrıca bu maçla birlikte ilk dörtteki yeri de tehlikeye girmeye başladı. Maç başlamadan önce Beşiktaş hakkındaki düşüncelerimde yanıldım. Ersan fazla sırıtmadı ve görevini yerine getirdi, aynı şekilde Toraman da.. Alex'i iyi marke etti ki zaten Toraman'ın en iyi yaptığı iş markajdır. Ancak pozisyon üretimindeki kısırlık, gol yollarında sıkıntı yaşamalarına neden oldu. Bu sıkıntıyı da üç haftadır yaşıyorlar. Tamam eksikler var, ancak bu kadar etkilememeli.Daha üretken olması lazımdı Beşiktaş'ın.
Fenerbahçe ise bu maçta Stoch-Alex ikilisinin yanında iyi bir savunmayı ekleyince maçı kazanmasını bildi. Ancak kötü oyun devam ediyor. Sarı-Lacivertlilerin iyi oynadığını hala söyleyemeyiz. Kadıköy'de bir şekilde kazanmaya devam etseler de, deplasmanlarda aynı şeyin olacağını pek sanmıyorum. Zira son 10 deplasman maçından sadece ikisini kazanmaları bu durumu net bir şekilde özetliyor. Fenerbahçe yavaş oynuyor, bireysel yeteneklerle ayakta kalmaya çalışıyor ve yenik duruma düştüğü anlarda ciddi sıkıntılar yaşıyor. Son maçlarda izlediğim tek sağlam Fenerbahçe, bu maçtaki Fenerbahçe'ydi. Form grafiği yükselmezse, puan farkı açılabilir. Ayrıca, bu maçta doğal olarak etkisiz kalan Sow'un yine de golünü atması büyük avantaj.. Moralini üst seviyelere çıkaracaktır bu gol Senegalli golcünün.
Maçın Adamı: Serdar-Yobo
Maçın Kırılma Anı: Ernst'in pozisyonları
8 Ocak 2012 Pazar
Bir Geri Dönüş Hikayesi..
Samsunspor-Galatasaray maçı öncesi Galatasaray'ın zorlanacağını düşünen ender insanlardan biriydim. İBB maçının özellikle ilk yarısında oynanan oyun pek tatmin edici değildi Sarı-Kırmızılı ekibe gönül verenler adına. Her ne kadar maçı kazansa da Galatasaray , çok da iyi oynamamıştı. Bu görüntü altında geldiler Samsun deplasmanına.Samsunspor ise Gekas gibi usta bir golcü ile anlaşmıştı ancak bu maçta oynayamayacaktı kurt forvet.Ama bu maçta tribündeydi ki zaten oynaması da pek beklenmiyordu.
Maç başladığı gibi Galatasaray, İBB maçındaki ilk yarı görüntüsüne büründü.Topu iyi çıkaramıyor ve iyi pas yapamıyorlardı.Samsunspor ise oyunu daha çok geride kabullenip hızlı hücumlarla gol arayan bir stratejiyi uyguluyordu.Melo'da da bir düşüş söz konusuydu ve orta sahada laubaliliği sonucunda topu kapan Zenke'nin ara pasında topla buluşan Ekigho , Muslera'yı ekarte edip topu boş kaleye gönderdi. Sabri'nin yerini boşaltmasının bu pozisyonun sonuçlanmasındaki etkisi önemli bir ayrıntı.Bu golden sonra da Galatasaray'ın oyununda herhangi bir düzelme belirtisi yoktu.Enteresan bir tutukluk içerisindeydiler.. Sakatlıktan yeni çıkan Sabri'nin topu daha hala anlayamadığım bir biçimde Ekigho'nun önüne indirmesiyle durum 2-0'a geldiğinde kameralar Fatih Terim'i gösterdi. O an Galatasaray'ın ikinci yarıda maçı çevirebileceğini düşündüm . Öyle bir hissiyat geldi içime çünkü son olarak Milli Takımdan da bildiğimiz gibi 'Fatih Terim fırçası', takımı devre arasında kendine getirebiliyordu.Ama devre arasına gelmeden önce Sabri'nin hatasını konuşmak gerek.Evet sakatlıktan yeni çıktı , 1.5 aydır top oynamadı hatta zorlarsak ilk goldeki hatasını da buna bağlayabiliriz.Ancak ikinci goldeki hatasının yaşadığı sakatlıkla herhangi bir alakası olmadığını düşünüyorum.Sabri bu tip zamanlama hatalarını her zaman yapıyor.Gerek kafa toplarında, gerekse markajlarda..
Maç sonunda muhabir bir soru sordu Fatih Terim'e ' Devre Arası futbolcularınızı uyardınız mı?' diye.. Fatih Terim de ' uyarmak biraz hafif kalır' demişti..o meşhur 'Fatih Terim fırçası'nı devre arası futbolcular tabiri caizse yemişti sanırım..İkinci yarıya baskılı başladı Galatasaray, yedikleri fırçadan sonra.Bu baskı da 52. dakikada meyvesini verdi Ujfalusi'nin ortasına Semih'in yaptığı kafa vuruşuyla..Sonra oyunun temposu biraz düşse de Galatasaray ataklarını devam ettirdi..İkinci yarı Sabri'nin çıkıp Riera'nın oyuna girmesi, takımın hücum varyasyonlarını arttırmıştı.Ki o Riera'nın takipçiliği sonucunda 3 Samsunspor'lu oyuncu arasından dokunduğu topu düzgün bir vuruşla ağlara gönderdi Selçuk..Galatasaray iyi bir geri dönüş yapsa da maçta önemli bir kırılma anı vardı bana göre ; 2-2'nin akabinde Samsunspor'un hızlı hücumunda top arka direkte Ekigho ile buluşsa boş filelere gönderecekti topu Nijeryalı golcü.Ancak Selçuk kademeye iyi girdi ve bunu önledi..Samsunspor savunması ikinci yarı felaket oynuyordu. Özellikle Kemal Tokak'ın ikinci goldeki hatası pek affedilir cinsten değildi.Nitekim Emre Çolak'ın kaptığı topu bomboş durumda Baros'a ortalaması ve Çek golcünün düzgün bir kafa vuruşuyla Galatasaray'ı öne geçirmesi, bu felaket savunmanın bir sonucu gibiydi.Emre'nin ortası ve Baros'un vuruşu iyi olabilir, ama orada o kadar boş bırakılması büyük bir defansif zaaf..Galatasaray'ın istekle ve büyük bir baskıyla oynaması, Samsunspor'un defansif hatalarının önüne geçti.Üçüncü golden sonraki sevinç ise, Galatasaray'da ne kadar iyi bir arkadaşlık ve aile ortamının bulunduğunun bir göstergesiydi.Bu önemli geri dönüşü Elmander'in ara pasında Kemal'in hatasıyla topu önünde bulan Sercan'ın, topu önüne alıp güzel bir vuruşla meşin yuvarlağı ağlara göndermesiyle süslediler.Her ne kadar Sercan'ın golünde de Kemal Tokak'ın hatası olsa da, Sercan'ın vuruşu gayet düzgündü..
Galatasaray şampiyonluk yolunda önemli bir geri dönüşü gerçekleştirdi. Zirveye oynayan takımların böylesine geri dönüşleri yapması gerek moral anlamında, gerekse diğer şamğiyonluğa oynayan takımlara göz dağı anlamında önemlidir. 2-0'dan geri dönmek kolay bir şey değildir. Bu geri dönüşte en önemli payı Selçuk-Emre-Riera triosuna vermek lazım.Ama en önemli pay Selçuk'un.. Bu maçta tam bir 'box to box' özelliğiyle oynadı Selçuk. Bu üçlüye Baros biraz da olsa yardım edebildi. Sabri ise kötü bir performans sergiledi sakatlık dönüşünde.Fatih Terim, 'benim hatam , oynatmamalıydım' dese de yenilen ikinci goldeki hata, Sabri'nin hep yaptığı hatalardan biri.
Galatasaray'ın acil bir sağ bek ve bir kanat oyuncusuna ihtiyacı var.İyi bir form grafiği yakalasalar da , gerekli mevkilere yapılacak iki takviye ile bu form grafiğini daha rahat koruyabilirler.
Samsunspor'un oyununda ise belirgin bir düzensizlik mevcut.Oyunu bölüm bölüm iyi oynuyorlar.Gol yollarında sıkıntıları hala devam ediyor.Bitiricilikten ziyade, özellikle pozisyon bulmakta bayağı zorlanıyorlar.Gekas ile bu gol sorununu çözebilirler bir nebze olsa da.Ama yine de küme düşme adaylarımdan biri Samsunspor.
Maçın Adamı: Selçuk İnan
Kırılma Anı: Fatih Terim'in devre arası konuşması
5 Ocak 2012 Perşembe
Galatasaray 4-1 İ.B.B. (Tam Gaz Devam (mı)? )
Manisaspor maçını hatırlayalım. İlk yarı yine iyi olmayan bir Galatasaray vardı ama ikinci yarı iyi oynayıp maçı Selçuk'un güzel frikiği ve bolca kacırılan gol pozisyonları eşliğinde 1-0 kazanmıştı Sarı-Kırmızılı ekip.2 gün önceki İBB maçında da aynı şekilde gelişti senaryo.. İlk yarı dağınık bir görüntü çizdi Sarı-Kırmızılılar ve bunda Melo'nun etkisinin %60-70 olduğunu(Kimine göre %100 e varabiliyor) söyleyebilirim. Maçın başında forvetlere atılan direk toplar ve ardından rakip sahada pas yaparak gol aradı Galatasaray. İBB ise Holmen-Mahmut-Cihan ile orta sahada baskı yapıp kontratakla gol arıyordu.Ceza sahasına girmekte oldukça zorlanan Galatasaray golü Emre Çolak'ın ayağından buldu : Form grafiği gittikçe yükselen genç oyuncu 25 metreden yaptığı sert ve düzgün vuruşla topu filelere gönderdi.Ancak bu gol sadece bir bireysel başarıydı , Galatasaray Melo'nun yokluğunda takım olarak pek iyi değildi , dağınık bir görüntü çiziyordu. Nitekim golü de orta sahanın yeteri kadarı baskı yapmamasından kalelerinde gördüler. Hızlı gelişen atakta Webo'nun ceza yayının 1-2 metre gerisine bıraktığı topu Visca iyi kontrol edip düzgün bir vuruşla köşeye bıraktığında dakikalar 13'ü gösteriyordu.
Galatasaray'ın dağınık oyunu ilk yarı boyunca devam etti. Melo'nun yokluğunda orta sahada iyi oyun kuramayan Selçuk ve Engin , İBB nin orta üçlüsünün baskısıyla sık sık geriye dönmek zorunda kaldı.İBB ise hızlı hücumlarla gol aramaya devam etti , Webo çaprazda Muslera ile karşı karşıya kaldığında düzgün bir vuruş yapabilse belki de maç dönebilirdi. Ancak asıl kırılma anı Webo'nun kırmızı kartıydı : Topu ayağından açınca Semih araya girdi ve Webo topu almak isterken kontrolsüz bir biçimde Semih'in ayağına müdahalede bulundu.Akabinde de kırmızı kartı gördü Kamerunlu golcü.
İkinci yarı ise yine Manisaspor maçının ikinci yarısında olduğu gibi baskılı, arzulu bir Galatasaray vardı sahada.Özellikle kanatları kullanmaya çalışan Sarı-Kırmızılı ekip , golü de tekrar maçın yıldızı Emre Çolak'ın ayağından buldu. Ceza yayından vuruşunda rakibe hafif temas eden top Hasagiç'i çaresiz bıraktı.Bu golden sonra İBB daha atak oynamaya ve risk almaya başladı.. Bu olması gereken bir durumdu ama 10 kişi bir takımın biraz daha sakin olması gerekirdi. Geride inanılmaz boşluklar verdiler ama Baros-Elmander-Kazım triosu İBB nin önlerine sunduğu bu nimeti kaçırdıkları gollerle geri çevirdiler.Ta ki 72'deki Baros'un 3. karşı karşıyasına kadar. Ofsayt kokan pozisyonda iyi vuramasa da golü atmayı bildi Çek golcü.Bundan sonraki dakikalarda Riera'nın direği kırmak için vurduğu şut akılda kalanlardan biriydi Selçuk'un golüne kadar. Son dakikada topu iyi sürüp ceza yayından plase bir vuruşla bu maçta Hasagiç'i avlayan 3. oyuncu oldu yıldız oyuncu.Maçı 4-1 kazanan Galatasaray , ilk yarı iyi sinyaller vermese de kazanmasını bildi.
Galatasaray Melo'nun oynamadığı maçlarda sıkıntı yaşayacak gibi duruyor. Benim tercihim bu maçta Melo'nun yerine Ceyhun'un oynaması yönünde olurdu. Melo'nun defansif görevlerini Engin'e göre daha esaslı bir biçimde yerine getirirdi Ceyhun.Emre Çolak'ın yükselen form grafiğine dikkatli bakmak gerek.Zaten Emre'nin yeteri kadar yetenekli ama bir o kadar da güçsüz olduğunu biliyorduk.Ancak Fatih Terim'in son yıllardaki demirbaşlarından kondisyoner Scott Piri'nin fitness programı sayesinde oldukça güçlenmiş gözüküyor genç oyuncu.Sene başında kamptan döndüklerinde Twitter'da '' Fitness Programı'na başlıyorum, güçleneceğim'' demişti Emre Çolak.Ki bunu da başardığını görüyoruz ama biraz daha kalınlaşması lazım.Elmander'in , parmağından ameliyat olduktan sonraki antrenman eksikliğini kapaması lazım.Biraz ürkek ve eski görüntüsünden uzaktı İsveçli forvet.Ayrıca Selçuk'un golünü izlediyseniz , golden önce Rızvan'ın ikili mücadelede Selçuk'un fizik üstünlüğünün sonucunda yere düştüğünü görmüşsünüzdür.Dakika 90 ve Selçuk bu kadar diri kalabiliyor.Bu da Fatih Terim'in bir başka başarısı.
İBB 10 kişi kalmasaydı Galatasaray zorlanmaya devam edebilirdi bu maçta. Ama rakibin eksik kalmasını iyi değerlendirdi Sarı-Kırmızılı ekip. Melo'nun geri dönüşüyle eski görüntüsüne kavuşacaktır Galatasaray orta sahası.Ancak Eboue'nin Afrika Uluslar Kupası'na gidecek olması bayağı sıkıntı yaratacaktır Galatasaray defansında. Bekleyip göreceğiz.
İBB'nin form düşüklüğü ise göze çarpıyor.'Sir' Abdullah Avcı'nın Milli Takım'ın başına geçmesinden sonra Arif Erdem ile pek de iyi sonuçlar almadılar. Sadece tek galibiyetleri var bu 8 hafta boyunca. Elbet toparlanacaklardır , ama bunun kısa sürede olması tek temennimiz.
Maçın Adamı : Emre Çolak
Kırılma Anı : Webo'nun kırmızı kartı
Galatasaray'ın dağınık oyunu ilk yarı boyunca devam etti. Melo'nun yokluğunda orta sahada iyi oyun kuramayan Selçuk ve Engin , İBB nin orta üçlüsünün baskısıyla sık sık geriye dönmek zorunda kaldı.İBB ise hızlı hücumlarla gol aramaya devam etti , Webo çaprazda Muslera ile karşı karşıya kaldığında düzgün bir vuruş yapabilse belki de maç dönebilirdi. Ancak asıl kırılma anı Webo'nun kırmızı kartıydı : Topu ayağından açınca Semih araya girdi ve Webo topu almak isterken kontrolsüz bir biçimde Semih'in ayağına müdahalede bulundu.Akabinde de kırmızı kartı gördü Kamerunlu golcü.
İkinci yarı ise yine Manisaspor maçının ikinci yarısında olduğu gibi baskılı, arzulu bir Galatasaray vardı sahada.Özellikle kanatları kullanmaya çalışan Sarı-Kırmızılı ekip , golü de tekrar maçın yıldızı Emre Çolak'ın ayağından buldu. Ceza yayından vuruşunda rakibe hafif temas eden top Hasagiç'i çaresiz bıraktı.Bu golden sonra İBB daha atak oynamaya ve risk almaya başladı.. Bu olması gereken bir durumdu ama 10 kişi bir takımın biraz daha sakin olması gerekirdi. Geride inanılmaz boşluklar verdiler ama Baros-Elmander-Kazım triosu İBB nin önlerine sunduğu bu nimeti kaçırdıkları gollerle geri çevirdiler.Ta ki 72'deki Baros'un 3. karşı karşıyasına kadar. Ofsayt kokan pozisyonda iyi vuramasa da golü atmayı bildi Çek golcü.Bundan sonraki dakikalarda Riera'nın direği kırmak için vurduğu şut akılda kalanlardan biriydi Selçuk'un golüne kadar. Son dakikada topu iyi sürüp ceza yayından plase bir vuruşla bu maçta Hasagiç'i avlayan 3. oyuncu oldu yıldız oyuncu.Maçı 4-1 kazanan Galatasaray , ilk yarı iyi sinyaller vermese de kazanmasını bildi.
Galatasaray Melo'nun oynamadığı maçlarda sıkıntı yaşayacak gibi duruyor. Benim tercihim bu maçta Melo'nun yerine Ceyhun'un oynaması yönünde olurdu. Melo'nun defansif görevlerini Engin'e göre daha esaslı bir biçimde yerine getirirdi Ceyhun.Emre Çolak'ın yükselen form grafiğine dikkatli bakmak gerek.Zaten Emre'nin yeteri kadar yetenekli ama bir o kadar da güçsüz olduğunu biliyorduk.Ancak Fatih Terim'in son yıllardaki demirbaşlarından kondisyoner Scott Piri'nin fitness programı sayesinde oldukça güçlenmiş gözüküyor genç oyuncu.Sene başında kamptan döndüklerinde Twitter'da '' Fitness Programı'na başlıyorum, güçleneceğim'' demişti Emre Çolak.Ki bunu da başardığını görüyoruz ama biraz daha kalınlaşması lazım.Elmander'in , parmağından ameliyat olduktan sonraki antrenman eksikliğini kapaması lazım.Biraz ürkek ve eski görüntüsünden uzaktı İsveçli forvet.Ayrıca Selçuk'un golünü izlediyseniz , golden önce Rızvan'ın ikili mücadelede Selçuk'un fizik üstünlüğünün sonucunda yere düştüğünü görmüşsünüzdür.Dakika 90 ve Selçuk bu kadar diri kalabiliyor.Bu da Fatih Terim'in bir başka başarısı.
İBB 10 kişi kalmasaydı Galatasaray zorlanmaya devam edebilirdi bu maçta. Ama rakibin eksik kalmasını iyi değerlendirdi Sarı-Kırmızılı ekip. Melo'nun geri dönüşüyle eski görüntüsüne kavuşacaktır Galatasaray orta sahası.Ancak Eboue'nin Afrika Uluslar Kupası'na gidecek olması bayağı sıkıntı yaratacaktır Galatasaray defansında. Bekleyip göreceğiz.
İBB'nin form düşüklüğü ise göze çarpıyor.'Sir' Abdullah Avcı'nın Milli Takım'ın başına geçmesinden sonra Arif Erdem ile pek de iyi sonuçlar almadılar. Sadece tek galibiyetleri var bu 8 hafta boyunca. Elbet toparlanacaklardır , ama bunun kısa sürede olması tek temennimiz.
Maçın Adamı : Emre Çolak
Kırılma Anı : Webo'nun kırmızı kartı
29 Aralık 2011 Perşembe
Gün Batımından Şafağa..
Bu başlık uygun oldu sanırım Galatarasaray'ın nereden nereye geldiğini göstermek adına.. 2010-2011 sezonunda 16 mağlubiyet almış , dibi görmüş , 46 puanla sezonu bitirmiş bir 'oyuncu topluluğu' vardı Galatasaray bünyesi altında.Oyuncular ' sezon sonu gelse de gitsek ' modunda koca sezonu yiyip bitirmişlerdi.Karpaty Lviv maçından sonra 'Dışarıda taraftar var mı?' diye soran da vardı , 'Sakatım' diyip oynamayanlar da..'Adnanlar' ın takıma verdiği zarar sadece maddi yönden değildi.. Aslında en büyük zarar Mental ve Ruhsal açıdandı. Oyuncular bıkmış , isteksiz durumdaydı.İsteseler bu kötü sezonda bile Avrupa kupalarına katılacak seviyeye gelebilecekken , onlar 'sezon bitsin' modunu kullanmayı tercih etti.Sezon sonu geldiğinde ortada büyük depremlerden sonraki enkaz yığınına benziyordu Sarı-Kırmızılı takım.Koca bir sezonu 3 farklı teknik direktörle geçirmişlerdi..Ayrıca yönetim kadrosundaki inanılması güç çalkantılar ve gülünç yönetim biçimi de bu kötü grafiğin oluşmasının en başındaki nedendi.
Ancak mali kongrede yönetimin ibra edilmemesi , Galatasaray için tünelin ucundaki ışıkla eş değerdi.O seçimde Ünal Aysal'ın seçilmesi bu ışığa daha da yaklaştırdı Galatasaray'ı.. Ki ben 2008 den beri Ünal Aysal'ın ileriki dönemlerde başkan olacağını düşünenlerden biriydim.
Ünal Aysal ayağının tozuyla ülkenin önemli spor kanallarına çıkıp doyurucu açıklamalar yaptı.Konuşması , hareketleri ve yapmak istedikleri güven vericiydi Galatasaray taraftarları için.'Ben futboldan anlamam ama ekonomi , yönetim ve organizasyondan anlarım .. Futbolun başına bilen arkadaşlarımız gelecek ' demesi , başkanlık döneminde ön planda olmayacağının göstergesiydi. Ki bu durum , ülkemizde pek görmeye alışık olmadığımız bir durumdu. İlk adım Fatih Terim'in takımın başına geçmesi oldu. Şu sıkıntılı durumda Fatih Terim'in takımın başında bulunması en hayırlı işlerden biriydi.İkinci adım ise enkaz halindeki kadroyu kaldırma işlemiydi. Barış,Mustafa ,Stancu,Zapata,Pino vs. tüm sorunlu oyuncular gerek satılık , gerekse kiralık olarak gönderildi.Orta saha için Felipe Melo,Selçuk İnan ve Ceyhun Gülselam'ın alınması , Barış-Ayhan-Mustafa'dan sonra çölde bir vaha gibiydi Sarı-Kırmızı'ya gönül vermiş taraftarlar adına.Sorunlu sağ kanat için Eboue takviyesi de yerindeydi.Fatih Terim sol bek konusunda Hakan Balta'nın eski istekli haline dönmesine güvendi.Ancak sol kanat konusunda transferin son günlerine kadar birçok isim geçti. Podolski,Reyes gibi oyuncuların gelmemesi sonucunda en sonunda Albert Riera'yı getirdi Galatasaray yönetimi.Forvet konusunda Elmander,Sercan ve Baros yeterli gibi duruyordu. Engin Baytar ise orta saha rotasyonu için gayet iyi bir transferdi.En önemli transfer ise kaleye yapıldı. Muslera'nın gelişi yıllardır Demokles'in kılıcı gibi tepede duran kaleci sorununun iyi bir çözümü gibiydi.
ve 2011'in sonuna geldiğimiz şu günlerde , Galatasaray 'Şafağı' gördü.. 37 puan toplayarak ilk yarıyı lider bitiren Sarı-Kırmızılı ekip , 2010-2011 sezonu ve o sezon sonundaki krizlerden arındığını gösterdi.Bu kadar kısa sürede bu başarının gelmesinde yönetimin görevini harfiyen yerine getirmesi , eski 'Allah Allah ' modundan kurtulup daha oturaklı , sistemli bir teknik direktör olmuş Fatih Terim'in sağlam oyun taktiği ve bunu takıma oturtmasıdır. Ayrıca oyuncuların bir aile havası içerisinde olması ve arkadaşlık seviyesinin üst düzeyde bulunması bu başarıyı perçinleyen bir durumdu.Zaten olması gereken de buydu.Bir takım bir ülkenin önde gelen kulüplerinden biriyse , 2010-2011 sezonundaki kadar kötü bir sezon geçirmeye hakkı yoktur.
Bundan sonraki diğer hedef, sürekli olarak Avrupa kupalarında yer almaktır.Yükselişe geçen Galatasaray'ın bu durumu koruyup daha da ileriye taşıyıp taşıyamayacağını önümüzdeki 1 yıl içinde göreceğiz diye düşünüyorum..
Ancak mali kongrede yönetimin ibra edilmemesi , Galatasaray için tünelin ucundaki ışıkla eş değerdi.O seçimde Ünal Aysal'ın seçilmesi bu ışığa daha da yaklaştırdı Galatasaray'ı.. Ki ben 2008 den beri Ünal Aysal'ın ileriki dönemlerde başkan olacağını düşünenlerden biriydim.
Ünal Aysal ayağının tozuyla ülkenin önemli spor kanallarına çıkıp doyurucu açıklamalar yaptı.Konuşması , hareketleri ve yapmak istedikleri güven vericiydi Galatasaray taraftarları için.'Ben futboldan anlamam ama ekonomi , yönetim ve organizasyondan anlarım .. Futbolun başına bilen arkadaşlarımız gelecek ' demesi , başkanlık döneminde ön planda olmayacağının göstergesiydi. Ki bu durum , ülkemizde pek görmeye alışık olmadığımız bir durumdu. İlk adım Fatih Terim'in takımın başına geçmesi oldu. Şu sıkıntılı durumda Fatih Terim'in takımın başında bulunması en hayırlı işlerden biriydi.İkinci adım ise enkaz halindeki kadroyu kaldırma işlemiydi. Barış,Mustafa ,Stancu,Zapata,Pino vs. tüm sorunlu oyuncular gerek satılık , gerekse kiralık olarak gönderildi.Orta saha için Felipe Melo,Selçuk İnan ve Ceyhun Gülselam'ın alınması , Barış-Ayhan-Mustafa'dan sonra çölde bir vaha gibiydi Sarı-Kırmızı'ya gönül vermiş taraftarlar adına.Sorunlu sağ kanat için Eboue takviyesi de yerindeydi.Fatih Terim sol bek konusunda Hakan Balta'nın eski istekli haline dönmesine güvendi.Ancak sol kanat konusunda transferin son günlerine kadar birçok isim geçti. Podolski,Reyes gibi oyuncuların gelmemesi sonucunda en sonunda Albert Riera'yı getirdi Galatasaray yönetimi.Forvet konusunda Elmander,Sercan ve Baros yeterli gibi duruyordu. Engin Baytar ise orta saha rotasyonu için gayet iyi bir transferdi.En önemli transfer ise kaleye yapıldı. Muslera'nın gelişi yıllardır Demokles'in kılıcı gibi tepede duran kaleci sorununun iyi bir çözümü gibiydi.
ve 2011'in sonuna geldiğimiz şu günlerde , Galatasaray 'Şafağı' gördü.. 37 puan toplayarak ilk yarıyı lider bitiren Sarı-Kırmızılı ekip , 2010-2011 sezonu ve o sezon sonundaki krizlerden arındığını gösterdi.Bu kadar kısa sürede bu başarının gelmesinde yönetimin görevini harfiyen yerine getirmesi , eski 'Allah Allah ' modundan kurtulup daha oturaklı , sistemli bir teknik direktör olmuş Fatih Terim'in sağlam oyun taktiği ve bunu takıma oturtmasıdır. Ayrıca oyuncuların bir aile havası içerisinde olması ve arkadaşlık seviyesinin üst düzeyde bulunması bu başarıyı perçinleyen bir durumdu.Zaten olması gereken de buydu.Bir takım bir ülkenin önde gelen kulüplerinden biriyse , 2010-2011 sezonundaki kadar kötü bir sezon geçirmeye hakkı yoktur.
Bundan sonraki diğer hedef, sürekli olarak Avrupa kupalarında yer almaktır.Yükselişe geçen Galatasaray'ın bu durumu koruyup daha da ileriye taşıyıp taşıyamayacağını önümüzdeki 1 yıl içinde göreceğiz diye düşünüyorum..
20 Aralık 2011 Salı
Bursaspor , yükselişten duraklamaya..
Osmanlı Devleti'nin o yuvarlak hesap 600 yıllık tarihinin kısa bir versiyonunun başlangıcı diyebiliriz Bursaspor için. Ertuğrul Sağlam geldiğinde bu takıma , yeni bir soluk getireceğini düşünmüştüm. Sonuçta Sağlam , başarılı bir hocaydı ve ne oynattığının farkındaydı takımlarında. Bana göre Beşiktaş'tan gönderilmesi de bir hataydı ancak Beşiktaş istikrarı istikrarsızlığa tercih edince , Sağlam ile yollar ayrıldı.. Samet Aybaba ile işler tepetaklak gidince yerine Ertuğrul Sağlam'ı getirdi yönetim.Hatırladığım kadarıyla taraftarın önünde güzel , hoş bir imza töreniyle görevine başladı genç teknik adam. 08-09 sezonunun ikinci yarısıyla birlikte harika bir çıkış yakaladı Yeşil-Beyazlı ekip Ertuğrul Sağlam'la..Galatasaray ve Fenerbahçe'nin kötü olduğu sezonda Avrupa Ligi'ne gitmek için çok uğraştılar ancak 4 puan daha fazla alamadılar. 08-09 sezonunda Ertuğrul Sağlam yönetiminde 10 galibiyet aldı Bursaspor ligin ikinci yarısında.. Ki o sezonun ikinci yarısının erken ara nedeniyle 18 maç gibi oynandığını belirtelim.
2009-2010 sezonu öncesi ümitliydim Bursaspor'un üst sıralara oynayacağı konusunda.Sezon başında yapılan transferler üst sıralara oynama umudu veriyordu. Zapotocny'nin kiralanması , İvan Ergiç gibi diri bir orta sahanın alınması , Batalla gibi teknik kapasitesi yüksek yaratıcı bir oyuncunun takıma dahil edilmesi , Turgay Bahadır gibi sağlam , gezen bir forvetin transfer edilmesi bu umut filizini daha da yeşertiyordu.Beklenildiği gibi sağlam başladı sezona Bursaspor..Bu arada Ertuğrul Sağlam'ın oyun taktiğine , anlayışına değinelim biraz. Şu an ki düşüşün de ana nedenlerinden biri de bu. Taktik olarak 4-4-1-1 , 4-4-2 , yeri geldiginde 4-2-3-1 gibi bir sistem kullanıyordu Ertuğrul Sağlam. Ki genel olarak ilk 2 taktiği kullandıgını söyleyebiliriz. Anlayış olarak , savunma anlamında 10 üzerinden 9.5 verecegim bir takım savunması yaptırıyordu takımına genç teknik adam.Tabii bunu yaptırmasında buna yatkın , kaliteli oyuncuların takımda bulunması büyük etkendi. Top karşı takımdayken 11 kişi ile takım savunması yapan ve iyi yardımlaşan , kademelere iyi girip mesafeleri iyi daraltan bir Bursaspor izliyorduk.Atak anlamında ise 10 üzerinden 7 verebilirdim. Yeteri kadar hücum yapıyordu çünkü Bursaspor. Yine toplu olarak hücum yapsa da iddialı bir takımın ceza sahası etrafında çoğalabildiği kazar çoğalamıyorlardı çoğu zaman. Ama öylesine mücadele ediyorlardı ki , bu açıkları fazla görünmüyordu ve bunu bir şekilde kapatıyorlardı. Duran topları mükemmel bir şekilde değerlendirmeleri de bazen atak yapmalarına bile gerek görmemelerini sağlıyordu.. Ama bu oyun sisteminin bozulduğu anlar (Beşiktaş deplasmanı 3-2 galibiyet , Fenerbahçe deplasmanı 3-2 galibiyet ) da oldu. Her zaman dengeli oynamadı Bursaspor , zaman zaman cok keyifli maçlarını da izledik.O senenin sonunda gelen şampiyonluk , hakedilmiş bir şampiyonluktu , sonuna kadar hakedilmişti.Taraftar takımına , teknik direktörüne tapıyordu adeta , kupayı kaldırdıkları zaman ben de tribündeydim ve bu coşkuya tanık oldum.'Neden daha fazlasını yapmasınlar?' diye içimden geçiriyordum..
2010-2011 sezonunda önce , haliyle zafer sarhoşluğu hakimdi Bursa'da.. Yönetim , bu şehir için her zaman güzel bir hayal olan Şampiyonlar Ligi'nde oynayacak olmalarının coşkusuyla transfer işine girişti. Ama işler istenildiği gibi gitmedi kanımca. Yapılan transferler bana göre Şampiyonlar Ligi düzeyinde olmamakla beraber , lig için nispeten yeterli bir kadroya sahipti Bursaspor. Özellikle yerlilerden çok yapılan yabancı transferler Şampiyonlar Ligi için pek yeterli değildi.Nitekim kötü grup performansı bunun sonucuna tekabül etti. 1 beraberlik 5 mağlubiyetin geleceği , içerideki Valencia bozgunundan belliydi. Ama yine de ilk defa ŞL'ye katılan bir takım için pek sıkıntı değil bu durum bana göre.ŞL performansı için bu takımı acımazsızca eleştirenler , bunun farkında değildi büyük ihtimalle. TotoLig'de ise yine iyi ilerliyordu Timsahlar..Ligin ilk yarısını 2.sırada bitirdiklerinde üst üste 2.şampiyonluk için Bursaspor taraftarının umutlanması , normal bir durumdu. Ancak benim gözüme yavaş yavaş pozisyon bulmadaki kısırlık ve oyun sisteminde zaman zaman bozukluklar olması çarpmıştı.. Devre arasında yakın çevreme 'Ligin ikinci yarısı Bursaspor şampiyonluk yarışından düşer' dediğimde ihtimal vermeyenler çoğunluktaydı.Ama üzülsemde haklı olduğumu gördüm. Benim dedigim sorunların en büyük göstergesi ligin ikinci yarısındaki bir dönemde üst üste 6 maç kazanamamasıdır Yeşil-Beyaz'lı ekibin.Ki öngördüğüm üzere şampiyonluk yarışından düştüler ve ligi liderin 20 puan ardında 3.bitirdiler.
Bu sezona ise Avrupa Ligi elemeleriyle başladı Bursaspor.. İyi forvet transferlerinin olduğu transfer sürecinde , takımı ileri taşıyabilecek kanat elemanları ve orta saha oyuncuları alınmadı pek. Üstüne Volkan Şen ve Sercan'ın satılması tuz biber oldu resmen.. Gomel'i eleyip ardından Anderlecht'e elenilmesi normal gibiydi. Sezon öncesi kampta o 'Ertuğrul Sağlam'ın Bursaspor'u' nun geri dönecegini düşünmüştüm. Ama öyle olmadı.. Kaldığı yerden düşüşe devam etti Yeşil-Beyazli ekip. Ve an itibariyle 13.sırada timsahlar , uzun süredir kazanamıyorlar ..Pozisyon bulma sıkıntısı had safhada. Yazımın başındaki duruma dönersek , Osmanlı Devleti gibi yükseliş ve şu an duraklama.. Gerilemeye girmek üzereler veya girdiler. Bu durumu durdurmak tamamen futbolcular ve Ertuğrul Sağlam'ın elinde olmakla beraber 2-3 adam eksiltebilen oyuncuya ihtiyaçları var. Şu anki kadro kalitesiyle ilk 6 ya rahat girmesi gerekir bu takımın. Ancak sistem işlemiyor artık. Umarım bu gerileme döneminden iyi sıyrılır Bursaspor.. Şampiyonluğu bu takıma getiren Ertuğrul Sağlam , bu sıkıntılı durumdan da kurtaracaktır takımı. Şu ana kadar başardıklarıyla öyle olması gerekiyor. Taraftar da takımın arkasında , teknik direktörünün arkasında. Ama çözüm kolay değil , biraz zaman gerekli. Yönetim ve taraftar sabredebilecek mi , hep beraber göreceğiz..
2009-2010 sezonu öncesi ümitliydim Bursaspor'un üst sıralara oynayacağı konusunda.Sezon başında yapılan transferler üst sıralara oynama umudu veriyordu. Zapotocny'nin kiralanması , İvan Ergiç gibi diri bir orta sahanın alınması , Batalla gibi teknik kapasitesi yüksek yaratıcı bir oyuncunun takıma dahil edilmesi , Turgay Bahadır gibi sağlam , gezen bir forvetin transfer edilmesi bu umut filizini daha da yeşertiyordu.Beklenildiği gibi sağlam başladı sezona Bursaspor..Bu arada Ertuğrul Sağlam'ın oyun taktiğine , anlayışına değinelim biraz. Şu an ki düşüşün de ana nedenlerinden biri de bu. Taktik olarak 4-4-1-1 , 4-4-2 , yeri geldiginde 4-2-3-1 gibi bir sistem kullanıyordu Ertuğrul Sağlam. Ki genel olarak ilk 2 taktiği kullandıgını söyleyebiliriz. Anlayış olarak , savunma anlamında 10 üzerinden 9.5 verecegim bir takım savunması yaptırıyordu takımına genç teknik adam.Tabii bunu yaptırmasında buna yatkın , kaliteli oyuncuların takımda bulunması büyük etkendi. Top karşı takımdayken 11 kişi ile takım savunması yapan ve iyi yardımlaşan , kademelere iyi girip mesafeleri iyi daraltan bir Bursaspor izliyorduk.Atak anlamında ise 10 üzerinden 7 verebilirdim. Yeteri kadar hücum yapıyordu çünkü Bursaspor. Yine toplu olarak hücum yapsa da iddialı bir takımın ceza sahası etrafında çoğalabildiği kazar çoğalamıyorlardı çoğu zaman. Ama öylesine mücadele ediyorlardı ki , bu açıkları fazla görünmüyordu ve bunu bir şekilde kapatıyorlardı. Duran topları mükemmel bir şekilde değerlendirmeleri de bazen atak yapmalarına bile gerek görmemelerini sağlıyordu.. Ama bu oyun sisteminin bozulduğu anlar (Beşiktaş deplasmanı 3-2 galibiyet , Fenerbahçe deplasmanı 3-2 galibiyet ) da oldu. Her zaman dengeli oynamadı Bursaspor , zaman zaman cok keyifli maçlarını da izledik.O senenin sonunda gelen şampiyonluk , hakedilmiş bir şampiyonluktu , sonuna kadar hakedilmişti.Taraftar takımına , teknik direktörüne tapıyordu adeta , kupayı kaldırdıkları zaman ben de tribündeydim ve bu coşkuya tanık oldum.'Neden daha fazlasını yapmasınlar?' diye içimden geçiriyordum..
2010-2011 sezonunda önce , haliyle zafer sarhoşluğu hakimdi Bursa'da.. Yönetim , bu şehir için her zaman güzel bir hayal olan Şampiyonlar Ligi'nde oynayacak olmalarının coşkusuyla transfer işine girişti. Ama işler istenildiği gibi gitmedi kanımca. Yapılan transferler bana göre Şampiyonlar Ligi düzeyinde olmamakla beraber , lig için nispeten yeterli bir kadroya sahipti Bursaspor. Özellikle yerlilerden çok yapılan yabancı transferler Şampiyonlar Ligi için pek yeterli değildi.Nitekim kötü grup performansı bunun sonucuna tekabül etti. 1 beraberlik 5 mağlubiyetin geleceği , içerideki Valencia bozgunundan belliydi. Ama yine de ilk defa ŞL'ye katılan bir takım için pek sıkıntı değil bu durum bana göre.ŞL performansı için bu takımı acımazsızca eleştirenler , bunun farkında değildi büyük ihtimalle. TotoLig'de ise yine iyi ilerliyordu Timsahlar..Ligin ilk yarısını 2.sırada bitirdiklerinde üst üste 2.şampiyonluk için Bursaspor taraftarının umutlanması , normal bir durumdu. Ancak benim gözüme yavaş yavaş pozisyon bulmadaki kısırlık ve oyun sisteminde zaman zaman bozukluklar olması çarpmıştı.. Devre arasında yakın çevreme 'Ligin ikinci yarısı Bursaspor şampiyonluk yarışından düşer' dediğimde ihtimal vermeyenler çoğunluktaydı.Ama üzülsemde haklı olduğumu gördüm. Benim dedigim sorunların en büyük göstergesi ligin ikinci yarısındaki bir dönemde üst üste 6 maç kazanamamasıdır Yeşil-Beyaz'lı ekibin.Ki öngördüğüm üzere şampiyonluk yarışından düştüler ve ligi liderin 20 puan ardında 3.bitirdiler.
Bu sezona ise Avrupa Ligi elemeleriyle başladı Bursaspor.. İyi forvet transferlerinin olduğu transfer sürecinde , takımı ileri taşıyabilecek kanat elemanları ve orta saha oyuncuları alınmadı pek. Üstüne Volkan Şen ve Sercan'ın satılması tuz biber oldu resmen.. Gomel'i eleyip ardından Anderlecht'e elenilmesi normal gibiydi. Sezon öncesi kampta o 'Ertuğrul Sağlam'ın Bursaspor'u' nun geri dönecegini düşünmüştüm. Ama öyle olmadı.. Kaldığı yerden düşüşe devam etti Yeşil-Beyazli ekip. Ve an itibariyle 13.sırada timsahlar , uzun süredir kazanamıyorlar ..Pozisyon bulma sıkıntısı had safhada. Yazımın başındaki duruma dönersek , Osmanlı Devleti gibi yükseliş ve şu an duraklama.. Gerilemeye girmek üzereler veya girdiler. Bu durumu durdurmak tamamen futbolcular ve Ertuğrul Sağlam'ın elinde olmakla beraber 2-3 adam eksiltebilen oyuncuya ihtiyaçları var. Şu anki kadro kalitesiyle ilk 6 ya rahat girmesi gerekir bu takımın. Ancak sistem işlemiyor artık. Umarım bu gerileme döneminden iyi sıyrılır Bursaspor.. Şampiyonluğu bu takıma getiren Ertuğrul Sağlam , bu sıkıntılı durumdan da kurtaracaktır takımı. Şu ana kadar başardıklarıyla öyle olması gerekiyor. Taraftar da takımın arkasında , teknik direktörünün arkasında. Ama çözüm kolay değil , biraz zaman gerekli. Yönetim ve taraftar sabredebilecek mi , hep beraber göreceğiz..
11 Aralık 2011 Pazar
El Clasico'da gelenek bozulmadı..
Maç başladı , daha gerinip koltugumuza uzanamadan Real Madrid golü buldu Benzema ile.. Valdes'in büyük hatasını iyi değerlendirdi Los Galacticos ve El Clasico tarihinin en erken golüne imza attı.Valdes , belki de Barcelona'nın en zayıf halkası.. Çok çalışmayla iyi bir kaleci haline gelmesine rağmen , Barcelona'da oynayacak kadar kapasiteye sahip değil.
Golden sonra Madrid'in baskısı devam etti 10-15 dakika kadar. Bu 15 dakika içinde Messi'nin karşı karşıya vuruşunu Casillas'ın iyi çeldiğini hatırlatalım. Ancak Barcelona yavaş yavaş klasik oyununa dönme sinyalleri vermeye başladı 20.dakikadan sonra.3-4-3 ün zorluklarını yavaş yavaş üstünden atıyordu Katalan ekibi ve buna da Madrid karşısında devam ettiler. 30. dakikada Messi'nin Real orta sahasını çalımlarıyla darmadağın edip yoktan var ettiği pozisyonda Alexis , ceza yayından düzgün bir vuruşla topu ağlara gönderdi ve duruma eşitlik getirdi.Ronaldo'nun adını ilk yarıda 4-5 kere falan duydum sanırım. Mesut da yine sahada varla yok arasındaydı.
İkinci yarıda Barcelona alıştığımız oyununu oynamaya devam etti , ilk yarının son 25 dakikasında yaptığı gibi. Real'in orta sahası karşılık veremedi Katalan ekibinin pas trafiğine.Golü de buldular ama biraz şans yardımı ile. defanstan seken topa Xavi gelişine vole vurdu , Marcelo'ya çarpan top, Casillas'ın tüm çabasına rağmen kale çizgisini geçmeyi başardı. 2-1 olunca Santiago Bernabeu buz kesti. 'Yine mi ' tarzında homurdanmalar pek hoş işaretler değildi Realli futbolcular için.Nitekim oyundaki üstünlüğünü 2-1 den sonra daha da hissettirdi Barcelona.Ama bu dakikalarda Real Madrid için bir kırılma anı vardı ki , gol olsa çok şey değişebilirdi. Ronaldo'nun ceza sahasına gelen ortada boş durumda yaptığı kafa vuruşu Valdes'in kontrolünde dışarı gitti. Mutlak bir gol pozisyonuydu. Hemen akabinde 1-2 dakika sonra , sağdan gelişen atakta Daniel Alves'in harika ortasını Fabregas uçan kafayla değerlendirince , fark 2 ye çıktı. Coentrao'nun sağ bek oynamasının bir cezasıydı bu gol. Onun boşalttığı alanda kafayı vurdu Cesc Fabregas.
Bu dakikadan sonra Real Madrid için eziyete dönüştü maç. İniesta ve Xavi'nin defansı madara edercesine yaptığı paslar ve attığı çalımlar , tribünleri dolduran taraftarın içini daha da acıttı.Yakaladıkları pozisyonları gole çevirseler daha farklı bir skor da ortaya çıkabilirdi.
Böylece iki takımın da puanı 37 oldu ama Real'in 1 maçı eksik durumda.Önemli bir fırsatı harcayan Los Galacticos için bir telafi olabilir eksik maçı kazanıp farkı 3 puana çıkarmak. Mourinho'nun eleştirileceğini sanmıyorum. Fatura yine formsuz futbolculara kesilecektir.Ancak bir süre daha böyle devam ederse El Clasico'lar , Mourinho da eleştirilmeye başlanıcaktır. Barcelona ise yavaş yavaş 3-4-3 ü oturtuyor. Tek sorunları deplasmanlarda sıkıntı yaşamaları..Nou Camp'ta inanılmaz bir grafikleri var.Ayrıca bu maçta Messi'nin neden Ronaldo'dan daha iyi olduğunu da görmüş olduk. 'Ben çok iyiyim' havasında oynamaya çalışıp sahada kasım kasım kasılan Ronaldo mu , yoksa 50 metre adam kovalayıp topu kapmaya çalışan , defansa gelip top alan ve ileride baskı yapan , varını yoğunu ortaya koyan Messi mi? Cevabı bulmak çok zor değil sanki..
9 Aralık 2011 Cuma
Derbide gülen taraf Galatasaray..
Bu derbiyi günler öncesinden düşünmeye başlamıştım , ara sıra kafamda oynuyordum resmen. Bir taraftan Galatasaray'ın son 2-3 yıldır ilk defa böylesine takım oyunu oynamayı başarabildigini düşünürken , diğer taraftan Fenerbahçe'nin son yıllardaki derbi üstünlüğünü düşünüyordum. Ancak bu sefer Fenerbahçe eski oyunundan (özellikle deplasmanlarda) uzak olarak TT Arena'ya geliyordu.Özellikle Alex'in eskisi kadar etkili olamayışı(ki bunda, önünde oynayacak forvet niteligine sahip bir tek Semih'in olması ve onun da formsuz olması büyük etken) önemli bir dezavantajdı.Gökhan Gönül'ün de eskisi gibi olmaması sağ kanat etkinliğini önemli ölçüde azaltıyordu.Stoch'un Alex'in bireysel çabalarına doğru kayan bir oyun vardı son haftalardaki gördüğüm Fenerbahçe'de. Galatasaray ise 2-3 yıldan beri ilk defa böylesine bir takım hüviyetine bürünse de , yaratıcılık konusunda kısıtlı kadrosu sebebiyle pozisyon bulmakta zorlanabiliyordu.Takım savunmasının iyi olması bir artı sayılabilirdi , ancak bu kısırlık bazen sorun yaratabiliyordu.Özellikle sol kanatta Riera'nın formsuzluğu dikkat çekiyordu.
Bu durumlarda geldi iki takım TT Arena'ya..Bence derbilerde her zaman favori ev sahibi takımdır , çünkü atmosfer deplasman takımını olumsuz etkilemiştir çoğunlukla. Neredeyse ülkedeki herkes iki takımın da orta sahayı üçleyeceğini söylese de , Fatih Terim bir sürpriz yaparak 4-4-2(4-4-1-1) varyasyonunda çıktı sahaya. Ben Gençlerbirliği maçından sonra ' Emre Çolak derbide ilk 11 oynayabilir ' dediğimde ihtimal vermeyenler vardı .. Ama Fatih Terim bir risk aldı , güvendi ve Emre'yi ,Riera'nın yerine sola monte etti. Aykut Kocaman'ın da küçük sürprizi , Selçuk-Emre-Cristian ile maça başlamasıydı.Ve forvette Alex'e görev vermişti Aykut Hoca , Bienvenu'nun defans arkasına koşularından yararlanmak isteği de aşikardı.
Maç başladığı andan itibaren müthiş bir Galatasaray baskısı vardı , ileride basan , atağı düşünen bir takım vardı sahada. Ve ilk 20 dakikada neredeyse skoru 4-0 yapacak kadar pozisyon yakaladı Sarı-Kırmızı'lı takım. Aykut Kocaman'ın planı ise pek tutmuşa benzemiyordu .. 20. dakikadan sonra biraz frene bastı Galatasaray , gole kadar orta saha mücadelesi şeklinde geçti. Eboue'nin ileri çıkışı ve Elmander ile 2'ye 1 i , daha sonra siyahi oyuncunun Yobo'yu pazara göndermesi ve iyi bir bitirici vuruşla topu ağlara göndermesiyle durum 1-0'a geldi derbide.O zamana kadar harika kurtarışlar yapan Volkan'a suç bulmak anlamsız olur.Önünde oynayan defans bloğu ve onun önündeki 3 lünün baskıyı kaldıramaması bu golü getirdi belkide.. Özellikle Bilica'nın çok kötü performansı ve Ziegler'in kademelere hiç girmemesi Fenerbahçe'yi zor durumda bırakıyordu. Nitekim 2. gol de Bilica'nın top kaptırması ve topu kapan Elmander'in bitirici vuruşuyla geldi.Burada Volkan hatalı demek , biraz haksızlık olur. Kaygan zeminde kolay değildir bu topları çıkarmak, ki Volkan topa müdahale etti ama koluna carpıp ağlarla buluştu meşin yuvarlak.İlk yarı bu sonuçla bitti.
İkinci yarıya iki değişiklikle başladı Aykut Kocaman.. Semih-Stoch girerken ,Bienvenu-Emre oyun dışına geldi. Burada Emre'nin oyundan çıkması düşündürücü olabilir. Selçuk çıksa daha iyi olabilirdi belki de Fenerbahçe için.Galatasaray ise aynı 11 le ve daha kontrollü başladı ikinci yarıya.Bunun zararını da Stoch'un direkten dönen şutu ve Fenerbahçe baskısı ile gördü Sarı-Kırmızı'lı ekip. ve yine eski oyununa dönmeye çalıştı. Bunun sonucunu da Melo'nun kornere yükselip topa bacak-kasık-göbek karışımı bir vuruşla gördüler. 3-0 olunca skor zaten maç bitmişti. 90+1 de ki Alex golü Fenerbahçe'nin en net ve tek net pozisyonuydu. 3-1 biten maç sonrasında liderlik koltuğuna oturdu Galatasaray averajla. Ama bu liderliğin , play-off gibi saçma bir sistemin olduğu bu ligde pek işe yarayacağı söylenemez. 10-11 puan farkla lider olunmadığı sürece bu ligde , play-off için kolay kolay avantaj yakalayamazsınız.Şu an 28 er puanlı Galatasaray-Fenerbahçe ve Beşiktaş'ın şansları eşit.Bu galibiyetin Sarı-Kırmızılı ekip için önemli tarafı , Galatasaray'ın takım oyunu oynadığı zaman derbilerde başarı olacagının görülmüş olması , 3 yıl aradan sonra 'El Clasico Turco' galibiyetinin gelmesi ve oyun olarak ezici bir galibiyet olmasıdır.
Galatasaray'da öne çıkan isimler Emre Çolak , Semih Kaya ,Melo ve Elmander gibi gözükse de , takım olarak çok iyi oynadıklarını söylemeliyiz.Fatih Terim'in , Emre Çolak'a güvenip formayı vermesi , gençlere verdiği önemin güzel bir göstergesidir.Ve bundan önceki maçlarının aksine Sarı-Kırmızılı ekip bolca pozisyona girdi derbide.Fenerbahçe'nin kötü oyununun yanı sıra , çift forvet ve baskılı oynamanın da katkısı büyüktü bu pozisyonların yakalanmasında.Bu maçta Galatasaray'ı tek eleştirebileceğim nokta , Markus Merk'in de dediği gibi ' Tarihi fark yakalayacak pozisyonları değerlendirememesidir'.
Fenerbahçe açısından ise , moral bozucu bir mağlubiyet olduğu aşikar.Son haftalardaki istikrarsız,ortalama ve zaman zaman ortalama altı oyun bu derbide işlerin yolunda gitmeyeceğinin göstergesiydi.Tek avantaj derbi üstünlüğü gibi görülse de , bu da etkili olmadı Sarı-Lacivertli ekip için. Kesinlikle 1 veya 2 , tam anlamıyla forvet oyuncusu şart, eğer Alex daha etkili olsun istiyorlarsa..Geldiğinde de söyledim , Bienvenu kanat forvet ve 2.forvet olarak oynamıştır genellikle ve bu yüzden Fenerbahçe'nin aradığı forvet tipi değildir. Ayrıca Serdar Kesimal'ın kesinlikle dönmesi gerekiyor. Şu an ki stoper rotasyonu Fenerbahçe standartlarının altında.Bilica'nın yerine yabancı bir stoper , ilaç olabilir.Çıkış yakalaması için önünde Bursaspor ve Trabzonspor maçları var Sarı-Lacivertli ekibin.. Neler olur biter , hep beraber göreceğiz..
6 Aralık 2011 Salı
Kapanış Beşiktaş'tan..
Beşiktaş'ın cezası nedeniyle Antalya'da Orduspor ile oynadığı maç , Siyah-Beyaz'lı ekibin 2-1 lik üstünlüğü ile sona erdi.Beşiktaş taraftarı yine desteğini yaptı takımına.. Ama o olaylar yaşanmasaydı derbide, İnönü'de oynanabilirdi maç.
İlk yarıda tempo neredeyse 'sıfır'dı.. Uyku sorunu çekenler için gerçekten ninni görevi görebilirdi bu mücadele. Orduspor'un takım savunmasını iyi yapması ve Beşiktaş'ta Simao, Quaresma gibi eksiklerin bulunması bu temposuz futbolda önemli etkenlerdi.Hemen hemen hiç pozisyon yoktu ilk yarıda ve Maccabi maçından yorgun dönen Beşiktaş'ın tempoyu arttırmaya da pek niyeti yoktu açıkçası.Stancu'nun karşı karşıya'sı dışında pek hareket yoktu. Türk takımlarının en büyük sorunlarından biri , Avrupa kupalarındaki mücadelelerden sonra yorgun olmaları ve bu durumdan yakınmalarıdır. Sanki sadece bizim takımlar Avrupa'da maç yapıyormuş gibi. Bizim ligdeki takımların yakındığı kadar , bu durumdan yakınan başka bir ülke takımı yok sanırım.Artık belki de bininciye söylüyoruz ama ; Türk takımlarının bu maç temposuna alışması lazım.
İkinci yarıda ise , ilk yarıya nazaran daha tempolu bir oyun vardı ve.Bu tempoyu arttıran taraf büyük ölçüde Beşiktaş'tı ve bunun sonucunu da Veli Kavlak'ın uzaktan vuruşuyla aldılar.. gol öncesi paslaşmalar güzeldi ancak defansa çarptığı için şans da yardım etmiş oldu Beşiktaş'a..Golden sonra da iyi oynayan taraf Beşiktaş'tı. Orduspor ise seri paslarla çıkıp Culio , Stancu gibi yetenekli ayaklarla gol bulmaya çalışıyordu. Nitekim Culio'nun yaklaşık 30 metreden şutunda Cenk'in topu içeri almasıyla golü buldular. Vuruş her ne kadar güzel ve isabetli olsa da , Cenk'in hatasını göz ardı edemeyiz bu golde. Akabinde Beşiktaş , duran topta , Melih Şendil'in deyimiyle Fabian 'Altın Kafa' Ernst ile golü buldu.Golden sonra da Fernandes ile önemli fırsatlar harcadı Beşiktaş , ama yine de maçı 2-1 kazanmasını bildi.
Beşiktaş'ın bu galibiyette zorlanması doğal , çünkü Orduspor kolay kolay yenilen bir takım değil ve Beşiktaş'ta Quaresma,Simao gibi oyuncular yoktu.Yine de Fernandes'in yükselen formuyla , Holosko'nun istekli oyunuyla ve Ernst'in çabasıyla sonuca vardı Siyah-Beyaz'lı ekip.Her maç takım olma konusunda üstüne koyuyor gibi görünseler de , Gençlerbirliği ve Maccabi maçları düşündürücü .. Özellikle deplasmanda , içeride oynanan maçlara göre daha büyük sıkıntı yaşıyorlar takım savunması konusunda. Ve bu sorun bir türlü çözülemedi.Kale konusu da düşündürücü. Cenk her ne kadar iyi bir kaleci olsa da , standartı olmadığı için bir maç harika , diğer maç fiyasko olabiliyor.Ve bu defans oyuncularında da kaleye olan güveni azaltabilir. Bu da takım savunmasına direkt olarak etki eder.Beşiktaş'ın en önemli sorunu bu bence , ileri ki haftalar da çözülebilir mi , göreceğiz..
İlk yarıda tempo neredeyse 'sıfır'dı.. Uyku sorunu çekenler için gerçekten ninni görevi görebilirdi bu mücadele. Orduspor'un takım savunmasını iyi yapması ve Beşiktaş'ta Simao, Quaresma gibi eksiklerin bulunması bu temposuz futbolda önemli etkenlerdi.Hemen hemen hiç pozisyon yoktu ilk yarıda ve Maccabi maçından yorgun dönen Beşiktaş'ın tempoyu arttırmaya da pek niyeti yoktu açıkçası.Stancu'nun karşı karşıya'sı dışında pek hareket yoktu. Türk takımlarının en büyük sorunlarından biri , Avrupa kupalarındaki mücadelelerden sonra yorgun olmaları ve bu durumdan yakınmalarıdır. Sanki sadece bizim takımlar Avrupa'da maç yapıyormuş gibi. Bizim ligdeki takımların yakındığı kadar , bu durumdan yakınan başka bir ülke takımı yok sanırım.Artık belki de bininciye söylüyoruz ama ; Türk takımlarının bu maç temposuna alışması lazım.
İkinci yarıda ise , ilk yarıya nazaran daha tempolu bir oyun vardı ve.Bu tempoyu arttıran taraf büyük ölçüde Beşiktaş'tı ve bunun sonucunu da Veli Kavlak'ın uzaktan vuruşuyla aldılar.. gol öncesi paslaşmalar güzeldi ancak defansa çarptığı için şans da yardım etmiş oldu Beşiktaş'a..Golden sonra da iyi oynayan taraf Beşiktaş'tı. Orduspor ise seri paslarla çıkıp Culio , Stancu gibi yetenekli ayaklarla gol bulmaya çalışıyordu. Nitekim Culio'nun yaklaşık 30 metreden şutunda Cenk'in topu içeri almasıyla golü buldular. Vuruş her ne kadar güzel ve isabetli olsa da , Cenk'in hatasını göz ardı edemeyiz bu golde. Akabinde Beşiktaş , duran topta , Melih Şendil'in deyimiyle Fabian 'Altın Kafa' Ernst ile golü buldu.Golden sonra da Fernandes ile önemli fırsatlar harcadı Beşiktaş , ama yine de maçı 2-1 kazanmasını bildi.
Beşiktaş'ın bu galibiyette zorlanması doğal , çünkü Orduspor kolay kolay yenilen bir takım değil ve Beşiktaş'ta Quaresma,Simao gibi oyuncular yoktu.Yine de Fernandes'in yükselen formuyla , Holosko'nun istekli oyunuyla ve Ernst'in çabasıyla sonuca vardı Siyah-Beyaz'lı ekip.Her maç takım olma konusunda üstüne koyuyor gibi görünseler de , Gençlerbirliği ve Maccabi maçları düşündürücü .. Özellikle deplasmanda , içeride oynanan maçlara göre daha büyük sıkıntı yaşıyorlar takım savunması konusunda. Ve bu sorun bir türlü çözülemedi.Kale konusu da düşündürücü. Cenk her ne kadar iyi bir kaleci olsa da , standartı olmadığı için bir maç harika , diğer maç fiyasko olabiliyor.Ve bu defans oyuncularında da kaleye olan güveni azaltabilir. Bu da takım savunmasına direkt olarak etki eder.Beşiktaş'ın en önemli sorunu bu bence , ileri ki haftalar da çözülebilir mi , göreceğiz..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



















